ağrısı tuttu dizlerimin ah bir görsen, yürüyüşüm aynı sen
sadece sağanak değil o, gökyüzünden çözünen önce başa, sonra ayağa... söyle, dost musun, yoksa düşman mı? netameli hastalığım aşk! bu ezberlediğimiz kaçıncı sokak? ben bilemedim de... kaç kaldırım eskittik birlikte?
aradan uzun yıllar geçse de; yürüyüşümden tanırsın sen yine de kızıla boyadım duvarları, ölümüm oluyor bazı bazı saçlarının o çay kokusu; ayık bırakmıyor odada hiçbir canlıyı eğer böyle devam ederse duvarlar mum ışığından bir öpücük konduracam yanağına zamana karşı kürek çekicem, gözlerimi bir menekşe gibi diktim cama yağmur varsın, yalasın penceremi kaparım perdemi, gene de çizerim resmini varsın da, acıtsın o canımı benim tek avuntum, dizlerimdeki aşk ağrısı ah bir bilsen, ruhum en az sen kadar kırılgan akılsız aşkın cezasını, ayaklar çekiyor bir tanem ah bir görsen,
yürüyüşüm aynı sen
LAL
Kimin gülüşünden arttırıp da gelmiştin sahte aşkının aylaklığını yanına kalır sandığın gözlerinin akdeniz sıcaklığını, hangi gece nöbetinden devralıp da yanıma gelmiştin ¿ Yazık, şimdi anlıyorum ödünç aldığın masumiyetin çekip giderken bıraktığı sözcükleri. Meğer, devriye gezen bir aşkın nöbetine tutulmuş yüreğim. Yüzümde kahpeliğine bulanmış simsiyah bir acı…
… Çoktandır hüküm vermiyorum damarlarımdan akan ihanete ve lâl olup susuyorum ardımda, anlamın kırıldığı ölümcül bir sancı
PERDELER
kargalar kahvaltısını etti bile şimdi kusma zamanıdır “mekan-sızım" mekan eder mi satır aralarımı dilinin ucundayım tükürse gök gürler yağarım ,akarım bir merdiven dibinde birikip boşa çoğalırım..... şansıma ve gelme ihtimaline zar atıyorum şans işte yere düşmüyor ki... tek avuntum; aşkta kazanırım…
yudumluyorum gözüm renginden; sade ve şekersiz… nefes aldıkça tütün bitiyor. hüzün gözlerime, sus dudaklarıma bulaştı kazı kazı çıkmıyor yosunsuz…
Mevlana’nın dilinden sesleniyorum yine de gelmiyorsun Hayyam’
pencere önündeyim yollarını gözlüyorum.
Adın okunuyor da yazılmıyor kağıtlara Sesim kısıldı sana seslenmekten Vazgeç Van Gogh olmaktan Dudaklarımı veririm karşılığında Duy artık....
Hala orda mı sana verdiğim sır? İyi sakla pamukçuklara sar Kırılmasın ince beli, sarmasını bil
Süre bitti alt yazı geçiyor; “kağıt ve kalemi elçi gönderdim, bana zeval olmaz. derdimi bir onlar bilir de yarama merhem olmaz. şimdi tutunabileceğim tek dal; gölgesinde sen olmayan bir ağaçtan geri kalan kağıt ve kalem. kirpiklerinin gölgesi düşsün yüreğime. seni yazmadan olmaz....”
işte tam burada kafiyeler terki diyar eyler perdeler kapanır alkışsız ………….
ın dilinden sesleniyorum kendimden başkası kalmıyor
söyle “zamansızım” ben senle ne yapayım???
Kapılarımı kapasam diyorum…… Dışarıdaki kolu bırakıyorum bir belki gelirsin??? menteşeleri gıcırdıyor kullanılmamaktan söküyorum tek tek vazgeçtim kapamaktan
Ne yalnız, Adımın geçtiği her cümle. İçtiğim her bardak su, Hidrojenli, oksijenli. Kestim ben de şah damarımı. Belki değişir hayat, Duyar birisi yalnızlığımı diye. Duymadılar, Görmediler. Kasten, Pusulu, buğulu bir akşam, Aralık’ta öldürdüm kendimi. Dışarısı soğuk olmalı, Kalorifer petekleri acım gibi. Kaç bahar vardı yaşanacak, Kaç mutluluk, Kaç hüzün… Sussun diye yalnızlığım, Öldürdüm kendimi. Artık, Faili yalnızlığım olan, Meçhul bir cinayetim. Cin(ayet)im…
KIRMIZI MIYIM ŞİMDİ?
önce ince bir çentik atacaksın.. gırtlağımın 3 parmak kadar sağına, neşter ile.. dikkat et derin kesme, hemen ölürüm, yaşayamazsın cinayetimi.. yavaş yavaş sağ göğsümün üzerine damla damla akan beni gör... ne kadar kırmızıyım değil mi? en sevdiğin renk kadar... en sevdiğin.. en sevmediğin ben, en sevdiğin kırmızıydı.. bir renk kadar kırmızı mıyım şimdi? seviyor musun beni? duyar gibiyim, hafifliyorum bir yandan da ruhum boşalıyor gibi... Evet...
Yokuş aşağıya giden, frenleri boşalmış bir kamyon gibi seviyordum seni.. dikiz aynasına baktığımda bende bıraktığın izleri gördüm... Evet, seviyordun beni.. Ama ne kadar geç değil mi? seviyorum demek için en sevdiğin renge bulanmışken, cinayetten hemen sonra
VUSLAT EKSPRESİ
Bir tren çiz şimdi. Şöyle pembe mi pembe! Tek vagon, tek koltuk, tek durak. Sonra rayları çiz. Durağa beni ekle. Hüzünlerimi, özlemlerimi, yalnızlığımı da. Sil benden sonraki rayları, Öfkeni, karamsarlığını, düşmanlığını da. Ve yanına anılarımızı, mutluluklarımızı, ağlamalarımızı al. Bin trene. Vuslat ekspresi olsun adı Vuslatın da ben!
PERVASIZ
Kimsenin bilmediği bir satranç açılışı Gözleri solgun Gülümseyince durgun düşüncesiz Şair! Kimsenin bilmediği bir ülke kralı Özetini karalarken bedenlerin üzerine dikkatsiz Umutsuz, umarsız Keskin Yazgısız Kaleminden kaçarken içine hapsolduğum Dudaklarının bittiği yerde ölü bulunduğum Şair Sırrını çalıyorum Adının içinden bir harfi atıyorum Geriye kalanın tadına bakıyorum…..
Tekâmül Yasası gereği tutukluyorum seni. Göz yaşlarınla vaftiz edeceğim acılarımı, yanlış çıkarılmış tüm kasıtlı günahlarına inat, aforoz etmeyeceğim ihanetini geçmişimden!
Yazabilirsen... İki büklüm satırlar yazacaksın Golgotha Yolu’na, çekilmiş kanınla, sırtında hain ter’k’in...
Cehennem söylenceleri okuyacak sana, paçavra giydirilmiş mülteci melekler. Çanlar intikam çalacak, zangocun avuçları patlayacak şevkinden... En az sözlerin kadar düzmece peygamberler yeni bir kitap yazacak kötü’cül tanrına...
Kalırsa, renksiz bir ikon kalır senden, çürümeye yüz tutmuş bir şapelin nemli duvarlarında... Yo, hayır, umutlanma; sen, göğe yükselemeyecek kadar ağırsın! Deccal kurtarsın seni...
Amen!
CELLAT HESAPLAŞMASI
siz korsuzluk hükmü giymiş yıldız gibisiniz siz yıldızsız gecenin karanlık ticaretindesiniz aklınızda yüzde bin faiz kârınızı bebelerin kanından edinirsiniz siz efendilerimiz leşten beslenenlersiniz adınızı demeyeceğim sizleri akbabalara çakallara benzetmeyeceğim siz onların da kanını emensiniz boş kalınca elleriniz kendinizi idam edersiniz
KUT TARİHİ
siler sabah içine sinmiş saklı sövmeleri bir anne ağlar su gibi bir kader boyar geçmişi şaşırır tek olduğuna tanrılardan biri sonra delirir yaşam artık her gün bayram
Nisana dair sıradan bir pazar günüydü...Bahar coşkusunda gökte uçan kuş misali, güneşte bu kentin sokaklarına kanat germişti. Daha dün gece uğurlanmıştım, yaşamış olduğum bir yılı.Ve üzerime çöküverdi yeni yaşamın acemiliği. perdemi araladım yeni yaşamın ilk günü merhaba diye bilmek için.....MERHABA çocuk hevesimi takıp takıitıkmamı yüzüme vuruorduyağmurun serinliği.....Çocuk adımlarımla arşınladım bu kentin sokaklarını.Cıvıl cıvıl çocuk seslerinin yükseldiği parka doğru götüyordu beni, adımlarım.
Ayaklarım yere deymesine rağmen salıncakta sallandım, çocukları seyrettim, yeril çimenlerin üzerine uzanıp yağmur yüklü bulutlarıngeçiş merasimini seyrttim....
Derken bir yağmur damlası, yüreğimin tamda orta yerine düşüverdi.....